Elinizdeki eserde Wolfgang Smith, ‘bilimsel dünya görüşüne yönelik ve ‘bilimsel gerçek ile bilimci inanç arasındaki keskin ama çoğunluk gözden kaçan ayrıma dayalı bir eleştiriyi içeriden birisi sıfatıyla sunuyor. Bilim adına ortaya konan büyük inançsal öğretilerin aslında bilimsel gerçekler değil; daha ziyade -hiç bir delilleri bulunmayan- bilimci kurgular olduğunu, incelikle ve kabule zorlayan bir berraklıkla gösteriyor. Modern dünyanın entelektüel açıdan sadece en temeldeki Prometan mitler sendromundan başka bir şey üzerine kurulmadığını okuyucuya fark ettiriyor.Ancak bu, kitabın gerçekleştirdiği şeyin sadece yarısı. Onun asıl yaptığı, Hıristiyanlığın öğretileri vasıtasıyla bize ulaşan derin metafiziksel pençesinden kurtularak, uzun süredir gözlerden ırak tutula gelmiş büyük hakikatleri nazara vermesi.Bu kitap, güçlü ve derin. Zamanımızın -ve tüm zamanların- en temel sorunlarına hitap ediyor. Modern dünyayı şekillendiren gizli kabullenme ve varsayımları anlamak isteyen herkes için vazgeçilmez bir eser.


Kitap Yorumları - (4 Yorum)
19 yy. bilim putunu kırmaya çalışan, aşkınlığın izini süren çok ciddi bir kitap.
Kartezyen dualizminin güzel bir eleştirisi ve modern bilime dair nitelikli bir eser.
Pek çok kitabı Türkçeye çevrilin Smith bu kitabında bilimin içinde biri olarak bilimin suçlarını bize ihbar etme görevini üstlenmiş ve yerinde bir çalışmayla karşımıza gelmiş.Kitabın ana bağlamı inanç karşısındaki bilimsel gibi görünen ama aslında pek çok tutarsızlığı olan 19.yy kökenli bilim teorilerinin bu tutarsız tarafları üzerine gidiyor.Alanında başarılı bir kitap.
Eser, ciddi bir Kartezyen evren algısı eleştirisi ile başlıyor; “ruh ve madde’nin temel ayrılığından itibaren hiçbir şey artık eskisi gibi olmadı” diyor yazarımız. Newton bu temel üzerinden yürüdüğü için “evrende mündemiç yaratıcı” fikri zaten zihin dünyasından soğurulmuştu; elimizde Müteal Tanrı fikri vardı sadece…Yaratıcıyı “emekli saatçi” olarak konumlandıran coşkunluk hissiyatı durulduktan sonra, kuantum fiziği ile açılan yeni kapı aralarından Tanrımız yaratıcı sıfatıyla değil, ortak sıfatıyla büyük sahneye tekrar dahil edildi; Bu yeni sahnede artık herkes uluhiyette kendini O’na ortak görüyordu. Diğer yandan Hint felsefesi, Jungcu psikoloji ve bunlardan çokca beslenen yakın zamanların “new age” ekolü insan-tanrı ortaklığına cömert bir katkıyla filogenetik menşeili yeni taraflar ilave etmiş, -tabiri caizse- kişisel şeytanlarımız uluhiyete bürünürken, halka genişlemişti…Yazar, fizik biliminin limitlerinden hareketle kıblenizi prometan mitlere teslim etmekte bu kadar acele etmeyin demek istiyor. Kitaba ikinci ad olan “aşkınlık” kavramı temelinde yukarıda özetlenen gelişmeler alabildiğine eleştirilirken , okuyucu zimni olarak semavi dinlerin ortodoks anadamarlarına tekrar davet ediliyor. Kitap için eleştiri konusu yapılabilecek en önemli husus, meslekten olmayan okuyucular için bu kadar detay fizik bilimi tartışmalarının ağır kaçtığıdır.