Erden Bolerden, ilk romanı Sürgün Ruhlar Senfonisi’nde plazalarda robota dönmüş bireyin çıldırışını anlatmıştı. Çöp Ev’de ise bir ailenin cehennemine dalıyor ve çöpe dönüşen hayatların dramını sarsıcı bir dille anlatıyor. Mahalleye döndüm, izlerimi bıraka bıraka. Kendimi çiğneyip kendimi yutmuştum. Ne çeki düzen verecek aklım ne de kendime duyuracak bir harfim kalmıştı. Sağa dönüş yok tabelasının önüne çıktım. Karşı sokağa girdim ve girdiğim gibi evim karşımdaydı. Alt komşulu, sokak manzaralı, anneli, babalı evim… Sokak kapısı açıldı, dürtmeden, kendince; ben de içeri girdim, kimseye görünmeden, gizlice. Anneme durumu açıklamak istiyordum, babama da. Olup biten her şeyi, başıma gelenleri, badirelerimi anlatsam umursayacaklarını sanmıyordum ama yine de denemek istiyordum. Gerçeği söylemekse pek kolay olmayacaktı. Gerçeği şu an hazmedemez, kusarlardı; tıpkı benim gibi. Kapının önüne geldim, anahtarı yuvasına soktum, kilidi yarım tur çevirdim. Kapı açıldı.“Neredesin sen!” diye çıkıştı babam. “Dışarıdaydım” dedim.


Kitap Yorumları - (2 Yorum)
Yazım dili olarak oldukça gündelik hayata yakın bir dili vardı, yaşamda gerçekten var olan hikayelerden birini güzel bir şekilde aktarmış yazar.
Konusunu uzun uzun yazmayacağım. Ne anlattığından ziyade nasıl anlattığının önemini bir kez daha kavratan bu roman benim çok hoşuma gitti doğrusu. Sokak jargonunu ustalıkla metne yayan yazarın akıcı ve merak uyandırıcı bir kalemi var. Bu romanda kahramanımız dahil neredeyse herkes isimsiz. Tek bir kişinin adını görüyoruz okurken. “Mevsim.” Mevsim’e aşık belli ki, aşık değilse de gerçekten değer verdiğini anlıyor okur. Bir keresinde kendi adını da söyleyecek gibi oluyor, bir şekilde söyleyemiyor. Başlangıcı, gelişmeler, bitişi ayrı ayrı derinlikli bu roman özel bir okuma deneyimi oldu benim için. Öneririm.