Cahiliye Arapları

Kategori: İslam Yazar: el-Bekri Yayınevi: Iz Yayıncılık

Cahiliye Arapları

  • çevirmen: Levent Öztürk
  • ISBN: 9789753553018
  • Dil: TÜRKÇE
  • Sayfa Sayısı: 136
  • Cilt Tipi: Karton Kapak
  • Kağıt Cinsi: 1. Hm. Kağıt
  • Boyut: 13 x 20 cm
Tanıtım Bülteni
İslâm Tarihi'nin en önemli dönemi, hiç kuşkusuz Asrısaâdet'tir. Onun taşıdığı önem, basit sebepler yüzünden kabile çekişmelerinin ve kardeş kavgalarının yıllarca sürdüğü, genel ifadeyle 'Câhiliye toplumu' olarak nitelendirilen Araplar arasında neşv ü nema buluşunda gizlidir.İslam, kısa bir sürede korkunç kardeş kavgalarıyla parçalanmış ve medeniyetten uzak kalmış bir toplumu, medeniyet tarihini etkileyecek bir kültürün ilk mimarları haline getirmiştir.
Kitap Adı Format Boyut Bağlantı
Cahiliye Arapları PDF 5.64 MB İndir
Cahiliye Arapları EPUB 6.31 MB İndir
Cahiliye Arapları MOBİ 4.98 MB İndir
Cahiliye Arapları ODF 5.31 MB İndir
Cahiliye Arapları DJVU 6.64 MB İndir
Cahiliye Arapları RAR 4.32 MB İndir
Cahiliye Arapları ZIP 3.98 MB İndir

Sponsorlu Kitaplar

Satıcı Kitap Adı Bağlantı
BKM Kitap Sessizlik Artık Sensizlik Satın Al
Kitapyurdu Yüreğin Yorgunluk Görmesin Satın Al

Kitap Yorumları - (5 Yorum)


İslâm’ın içine doğdu sosyo-kültürel vasatı anlamak için faydalı bir kitap.


Cahiliyenin okumamışlık değil din dışı yaşantı olduğunu vurgulaması açısından önemli bir kitap. Arap yarımadasında çok usta şairler , hatipler vs vardı ama şirk üzerine oldukları için dinimiz onları cahil olarak nitelendiriyordu.


Özgün adı ‘Mu’cem mesta’cem min Esmâil-Bilâdî ve’l-Mevâdî’ adlı eserinin mukaddime kısmının tercümesidir. Cahiliye Arapları ismi sanki o dönemin örf, adet, gelenek ve göreneklerini yansıtacak bir isim gibi duruyor. Fakat kitap hiç de bu konulardan bahsetmiyor. Mesela Muhammed Hamidullah Hoca’nın işaret ettiği gibi ‘çok küçük yaştaki kızları diri diri gömme meselesi gerçi vardı, fakat bu, bazı sınıflar tarafından uygulanıyordu ve çok seyrek görülen bir durumdu’ (İslam’a Giriş, s.6) değerlendirmeler yapılacağını düşünüyorsunuz. Fakat bu gibi tesbitler yok. Ya ne var: Arap kabilelerinin yerleşim yerleri, aralarındaki münasebetler, ayrılmaları sonucu oluşan alt kabileler, kabile ve yer isimlerinin anlamları gibi bilgiler sunulmaktadır. Bunlar hangi dönem kabileleri sorusuna ise yazar ‘Bu sayılanların hepsi İslam’ın zuhuru esnasında Hicaz’da meskun olan Arap kabileleri idi. (s.118) şeklinde kitabın sonunca cevap vermekte.İslam Tarihi’nin en önemli dönemi hiç kuşkusuz ki Asr-ı Saadet’tir. Onun taşıdığı önem, basit sebepler yüzünden kabile çekişmelerinin ve kardeş kavgalarının yıllarca sürdüğü, en genel ifadeyle cahiliye toplumu olarak nitelendirilen Araplar arasında neşvü nema buluşunda gizlidir. Onun kısa bir sürede korkunç kardeş kavgalarıyla parçalanmış ve medeniyetten uzak kalmış bir toplumu, medeniyet tarihini etkileyecek bir kültürün ilk mimarları haline getirdiği bilinen bir hakikattir. Bu bakımdan cahiliye döneminin bu yönü ilgilenilmesi zorunlu bir husus olarak ortaya çıkar. Cahiliye döneminin bazen tek konusu haline gelen kabile göçleri ve kabileler arasındaki savaşlar, İslam coğrafyacılarının önde gelen isimlerinden Endülüslü el-Bekrî tarafından ilk kaynaklar esas alınarak günümüze kadar ulaştırılmıştır. O, Arap Yarımadasındaki yer alan coğrafi mekanları kaleme aldığı ‘Mu’cem mesta’cem min Esmâil-Bilâdî ve’l-Mevâdî’ adlı eserine yazdığı uzun bir mukaddimede bu konuları işlemiştir. (s.7)El-Bekrî eserine başlamadan önce Arap Yarımadası coğrafyası ile ilgili çok mükemmel(?) bir özeti havi uzun bir mukaddime hazırlamıştır. Bu kısımda Arap Yarımadasının sınırlarını, Yemen, Hicaz, Tihame gibi bölgelerini, bu bölgelere giren yerleşim yerlerini ve buralarda oturan Arap kabilelerini ayrıntılı olarak işler. Kabileleri tarihi seyir içerisinde ele alır ve Arap Yarımadasındaki göçlerini, kabileler arası savaşları zengin bir şekilde işler. Onun mukaddimesi İbn Haik diye meşhur Ebu Muhammed el-Hasen b. Ahmed b. Yakub b. Yusuf b. Davud el-Hemdanî’nin ‘Sıfatu Cezîrati’l-Arab’ adlı eserinden daha şümullü ve dikkatli bir eser hazırladığı açıktır. (s.13)Şiirlerden de şunlar berceste beyit olarak seçilebilir:Sevgili ve hâtırası kalbimi terk etmeyen bu vicdansız kadın, benden esirgediği şefkatini oğluna gösteriyor. (s.40)Uyku sadece geciktirdiği kadar doyurur.Bütün insanlara meydan okuyarak cüret gösterseniz deKeder kaburga kemiğini eğen bir şeydir.Uyanın artık! Bilginin hayırlısı, fayda verendir. (s.98) Türkçemize ‘Tencere yuvarlanıp kapağını bulmuş’ şeklinde terceme edilen ‘Şenn, onun sertliğine(Tabaka’ya) uyum sağladı’ atasözünün burada farklı bir versiyonu anlatılmış. Aslında onun biraz geniş şu anlatımı da söz konusu:Bir zamanlar Bağdat’ta çok zeki ve bilgili, Şenn adında bir adam yaşamaktaydı. Bu adam bir gün kendisi gibi bilgin ve akıllı bir kız bulup evlenmek için atına atlayıp yola çıktı. Yolda bir adama rastladı, adam köyüne gidiyordu. Şenn de adama katılıp birlikte yolculuk etmeye başladılar. Şenn adama sordu: – Ben mi seni yükleneyim, yoksa sen mi beni yüklenirsin? Adam: – Bu nasıl söz? İkimiz de atlıyken birbirimizi nasıl yükleniriz? diye cevap verdi. Biraz ilerleyip köye yaklaştıklarında, Şenn biçilmiş ekinleri görünce tekrar sordu: – Bu ekinler yenmiş mi yenmemiş mi? – Be cahil adam! Ekini saplarıyla görüyorsun da yenip yenmediğini mi soruyorsun? Köye varınca bir cenazeye rastladılar. Şenn yine sordu: – Bu tabutun içindeki ölü mü, yoksa diri mi? adam: – Yahu, senin gibi ahmak ve cahil bir adam görmedim! diye çıkıştı. Adamcağız, bu sorularına bir anlam veremediği yol arkadaşını o gün evinde misafir etti. Evde Tabaka isminde bir kızı vardı. Kız babasına misafirin kim olduğunu sordu. Adam da onun kendisine sorduğu aptalca soruları sıraladı ve pek ahmak bir adam olduğunu söyledi. Fakat kız dedi ki: – Baba, o adam ahmak değil. Birinci sorusu, ‘ben mi söze başlıyayım sen mi?’ demektir. İkincisi, ‘ekin sahipleri onun parasını yemişler mi acaba?’, üçüncüsü de, ‘acaba bu ölü kendi adını yaşatacak evlat bırakmış mıdır?’ demektir. Bunun üzerine adam, Şenn’in yanına dönüp soruların cevabını aktardı. Şenn ise: – Bu sözler senin değil. Sahibini açıklar mısın? deyince, adam kendi kızı olduğunu söyledi. Şenn: – Ben işte böyle bir kız arıyordum, diyerek onunla evlenmeye talip oldu. Tabaka ile evlendi!. Anne-babasının da rızasıyla tabaka ile evlenen Şenn, kızı alıp ailesine götürdü. Çevre halkı da bu evlilik karşısında, ‘vâfeka şenn tabaka’, yani ‘kap kapağına uygun düştü’ dediler. Çünkü ‘Şenn’ su kabı, ‘Tabaka’ ise kapak anlamındadır. Türkçemizde ise bu söz, ‘tencere yuvarlandı, kapağını buldu’ atasözüne dönüşmüştür.EBÛ UBEYD EL-BEKRİ KİMDİR:Abdullah b. Abdilazîz b. Muhammed b. Eyyûb b. Amr el-Bekrî el-Endelüsî (ö.487/1094) Endülüslü meşhur coğrafyacı ve edip. Ebû Ubeyd el-Bekrî, aşırı derecede kitap toplama ve okuma meraklısı bir kimse olarak da temayüz etmiştir. Kaynaklar, onun çok sayıda kitap toplayıp okuduğunu ve bunları bez kılıflar içinde sakladığını belirtmektedir. Her ne kadar fıkıh ve hadiste icazet almış, şiir, edebiyat ve hatta botanikle ilgilenmişse de coğrafyaya daha fazla zaman ayırmıştır. Kendisinden önceki ve sonraki birçok coğrafyacıdan farklı olarak seyahat etmemiş ve Endülüs dışına çıkmamıştır. Bununla beraber eserlerindeki coğrafî malumat son derece zengin, ayrıntılı ve doğrudur. Ebû Ubeyd, zekâsı ve ilmî kapasitesi sayesinde Endülüs’ün meşhur ulemâsı arasına girmiştir. (İslam Ansiklopedisi, 10/247)


Çok fazla literatür kitabı olmuş, yalnızca araştırmacılara hitap eden bir yönü var, daha okunası yazılabilirdi. Çok sevmedim.


arap tarihi ile ilgilenenler için güzel bir kaynak, arapların en büyük aşiretlerinden biri olmasına rağmen kürtleşen ve günümüzde de doğu bölgelerimizde yaşayan bekiri aşireti tarihinide anlatması bakımından ilginç kitap.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*