Telif Bildirimi ve Kitap Kaldırma İstekleri İçin
Prozac Toplumu

Kategori: Edebiyat Yazar: Elizabeth Wurtzel Yayınevi: Iletişim Yayınları

Prozac Toplumu

  • çevirmen: Mefkure Bayatlı
  • Yayın Tarihi: 01.01.2005
  • Orijinal Adi: Prozac Nation
  • ISBN: 9789754706185
  • Dil: TÜRKÇE
  • Sayfa Sayısı: 360
  • Cilt Tipi: Karton Kapak
  • Kağıt Cinsi: 3. Hm. Kağıt
  • Boyut: 13 x 19 cm
Tanıtım Bülteni
Prozac, ABD den tüm dünyaya yayılarak milyonlarca insanın sığınağı olmuş bir antidepresan. Wurtzel, Prozac Toplumu'nda çocukluğundan üniversite yıllarına depresyonla yaşadığı birlikteliği anlatıyor. Parçalanmış bir ailenin harika çocuğu ilk aşklar hayalkırıklıkları başarılarla çöküşlerin içice geçtiği günler terapistler, diğer ilaçlar ve Prozaclı hayat. Hem deneyimli bir depresifin yaşantısı üzerinden bilgilenmek için hem de roman niyetine okunabilecek bir kitap.
Kitap Adı Format Boyut Bağlantı
Prozac Toplumu PDF 14.94 MB İndir
Prozac Toplumu EPUB 16.70 MB İndir
Prozac Toplumu MOBİ 13.18 MB İndir
Prozac Toplumu ODF 14.06 MB İndir
Prozac Toplumu DJVU 17.58 MB İndir
Prozac Toplumu RAR 11.43 MB İndir
Prozac Toplumu ZIP 10.55 MB İndir

Sponsorlu Kitaplar

Satıcı Kitap Adı Bağlantı
BKM Kitap Sessizlik Artık Sensizlik Satın Al
Kitapyurdu Yüreğin Yorgunluk Görmesin Satın Al

Kitap Yorumları - (5 Yorum)


İlaç endüstrisini enine boyuna inceleyecek değilim, sadece Wurtzel’de benzeri görülen bir uç noktadan çok uzağa düşen örneklerin Prozac Nation’ı yarattığını söyleyeceğim, bunda doktorların rolü olduğu kadar toplumsal eğilimlerin de rolü var. Beyindeki birkaç devrenin yanması gibi fizyolojik problemlerse olay, psikofarmakoloji gerçekten hayat kurtarıcı önemde bir işlerlik kazanıyor ama -bunu bu şekilde ayırmak çok da doğru olmasa da- psikolojik mevzularda ilaçlar sadece bir ölçüde yardımcı olur. Bastırılması gereken şey bir şekilde bastırılır, kaynak ortadan kaldırılmadıktan sonra başka bir biçimde patlak vermek üzere. İlaç toplumuna dönüşmek için süper bir ortam; mutluluk üret, mutluluğa ulaşamayanlara mutsuzluk üret, sonrasında ilaçla ıslah. Neyse, mevzu bu değil.
Wurtzel’ın metni zamanında çok ses getirmişti, sinemaya uyarlandı falan. Depresyona içeriden, olabildiğince tarafsız bir şekilde tanıklık edildiği için, bir de doksanların dünyasının psikopatolojisi böylesi bir açıklıkla, belki de en vurucu şekilde ele alındığı için. Kay Redfield Jamison’ın ve William Styron’ın depresyonla ilgili benzer metinlerinin bir sonraki nesline göz atıyoruz burada; II. Dünya Savaşı’nın hemen ardından soğuk savaşın toplumsal paranoyaya yol açtığı zamanların uçuk dünyasıyla Wurtzel’ın güncel zamanı arasında haneye eklenen çarpıklıkları da hesaplayınız, genetik yatkınlığın yanında dünyanın da insanı patolojik bir vaka haline sokmamasının oldukça zor olduğu ortaya çıkacaktır, özellikle Wurtzel gibi “dahi çocuk” sınıfına giren duyarlı insanlar için. Üstün zekalı bir haytanın kafayı yavaş yavaş kırışını ve lityumun antidepresanlarda kullanımının başladığı zamana kadar yaşadığı cehenneme şahit olmak yorucu. Yorucuydu. Wurtzel, evet. “Kendimi yok etmekten vazgeçince can sıkıcı biri haline geldiğimi düşünüyordum.” (s. 188) Şimdi burayı alıntılarla doldurabilirim, çünkü metne dair pek bir şey hatırlamıyorum. Wurtzel olayların tamamen gerçek olduğunu söylüyor, bazı isimleri değiştirdiğini söylüyor, Cambridge’te okuduğunu söylüyor, daha pek çok şey söylüyor ama neydi olay, hatırlamıyorum. İşaretlediğim yerlerden gideceğim.
Bölümler halinde, her bir bölüm Wurtzel’ın yaşamının dönüm noktalarını oluşturuyor. İlk bölümde Wurtzel kendinden nasıl nefret ettiğini ve ölmek istediğini anlatıyor. Bir dünya ilacı karıştırıp yutuyor, yıllardır yaşadığı ıstıraptan kurtulmak için bu kez Plathvari bir son denemeye girişecek. Sevgiye ihtiyacı var, söylediği diğer şeylerden biri bu. Beynini susturmak, yüreğini devreye sokmak istiyor ama yaşama dair kaygıları öylesine yoğun ki kendisini sevenleri yaşamında tutamıyor, bir noktada onlara bağımlı olacağından korkup hepsiyle yollarını ayırıyor. On iki yaşındaki ilk teşebbüsünden sonra pek çok intihar girişiminde bulunuyor, sonuncusuyla da noktayı koymak istiyor, acı çektirdiği herkesten özür dileyerek. İyi bir başlangıç; zirve noktasından her şeyin başladığı noktaya dönüş ve sonda tekrar zirve, kurtulup kurtulamayacağını görmek için.
Çocukluğundan itibaren depresyonun eline düşüyor Wurtzel, The Velvet Underground ve Lou Reed şarkıları dinleyerek büyüyor, nihilistik bir yaşamın özlemiyle. İçte büyüyen ruhsal bir kanserin ilk izleri. Depresyonun tanımını araya sokuşturduğu zaman ne yaşadığını anlarız; duygu, tepki, yaşam yokluğudur onun çektiği. Mutluluk ve mutsuzluk çok uzaktadır, ulaşılamaz bir yerdedir, korkunç bir karanlığa hapsolup uzaktaki ışıklara bakmak gibi bir durum. Güneş de Doğar’dan alıntı gelir hemen, bir karakterin nasıl iflas ettiğine dair bir yorum: “Yavaş yavaş ve sonra birdenbire.” Aklını nasıl yitirdiği sorulduğunda aynı şeyi söyleyebileceğini söylüyor Wurtzel. İşin genetik boyutu felaket zillerini daha Wurtzel doğmadan çalmaya başlamış; hippi anneyle babanın çocuğu olan yazar, babasıyla konuşurken annesiyle evli olmanın berbat bir şey olduğunu öğrenmiş, hatta istenmeyen çocukmuş Wurtzel, babası doğmasını istememiş. Sonra tersi olmuş, baba istemiş ve anne istememiş. İkisinde de psikolojik rahatsızlıklar var, ayrılmaları kendileri için en iyisi olmuş ama çocuklar için çok geçmiş. Terapistler, tedaviler, seanslar, ilaçlar, krizler, çocukluğu ve gençliği mahvetmiş, bir yandan yaşam sürdüğü ve Wurtzel süper zeki bir çocuk olduğu için eğitimini aksatmamaya çalışmış. Şahane bir üniversiteye kapak attığını biliyoruz, sonrasında depresyonundan kurtulamadığı için ailesini suçlamayı bırakıp uyuşturucuya sarıldığını biliyoruz, aslında kendini yok etmek için son derece uğraşmış ama derinlerde bir yer devam etmesini sağlamış.
Hastane günleri, yaratılan alternatif kişiliklerin gerçek kişiliği ele geçirmesi, belirip kaybolan insanlar, tam bir kaosun içinde yıllarca debelenen Wurtzel, çağının bunaltılı sanatını da kendi depresyonuna eklemlemiş. Ölümüne Sadakat’te geçiyor işte; mutsuz olduğumuz için mi pop -bildiğimiz pop değil- dinliyoruz, pop dinlediğimiz için mi mutsuzuz, bu mesele. Nirvana’dan canım Linklater’ın filmlerine, kadının kayışı koparmasına yardım eden her şeyin izdüşümüyle karşılaşıyoruz. Kurulmuş bir yaşam aslında, her şeyle. Depresyon boşluğun dolmasını istiyor ve insan en alakasız şeyleri bir araya getirip kendine bir kimlik biçebiliyor, yeter ki orada biri olsun. İçeride. Öldürülmesi gerekirse o başka bir şey, yeter ki cesedi de içeride kalsın.


depresyon için henüz prozac, cipram, seroxat gibi ilaçların çıkmadığı 80 lerin sonu ile 90 ların başında dibe vurmaya yakın genç bir kızın öyküsü. depresyon tedavilerinde hala valium ve extacy kullanımı yasaldır. depresyona girmiş bir insanın neleri düşünebildiğini, düşünüp de teleffuz edemediği gerçekleri wurthel sizin için söylüyor. kimse sizi anlamyor ise anneniz, babanız, kardeşiniz, arkadaşınız. amaaan be geçer diyorsa ayvayı yediniz demektir. çünkü onlar bilmez bu illetin nasıl olduğunu. damdan düşenin halinden damdan düşen anlar.


Ergenlik depresyonu yaşadığım dönemde okumuştum aşağı yukarı 10 sene oluyor. Yalnız olmadığımı hissettirmişti.


Depresyon üzerine birçok kitap okuyabilirsiniz ancak bunların bir çoğu psikiyatristlerin gözünden yazılmıştır. Bu romanın farkı ise depresyonu yaşayan kişinin gözünden hislerini ve yaşadıklarını tüm ayrıntılarıyla okuma fırsatı sunması. Kronik bir depresyon yaşayan kişinin hayatının anlatıldığı bir kitabın sıkıcı olması normal ama yine de anlatılabilecek en ilginç şekilde kaleme alınmış diyebilirim. Depresyona bir de hasta açısından bakmak için çok başarılı bir kitap.


Çevremizde ,kendimiz de dahil bir sürü insanın takıldığı depresyon ağına takılan insanları anlamak,depresif bir insan neler hissedebilir bilmek isterseniz okuyun derim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*